Günler uçup giderken ellerimden, bir fısıltıyla değdi kulağıma. Sirenlerin çağrısı gibi… Derin, soğuk, biraz da tehlikeli. Ama karşı konulmaz bir netlikte: Gel…
Boyun eğdim bu çağrıya, taşlaşmamak için gözlerim kapalı. Ama ruhum tüm açıklığıyla görüyordu güzelliğini. Feda ettim gözlerimi. Yeter ki dinmesin fısıltı.
Dünyadaki her yaprak hışırtısıyla, güneşin doğarken haykırdığı “günaydın”la, yuvadaki en zayıf yavrunun “ben de” diye açtığı ağzıyla, bir tomurcuğun sakince açılmaya karar verdiği o “pıt” sesiyle… Hepsi senin fısıltında toplandı.
Gözlerimi feda ettim, kulak oldum. Bir de kalp. Aşkı duymak için.
Sözümün tükendiği yerde başladı senin sözün, sesinin bittiği yerden aktı su. Ve kalbim artık sadece bedenime değil, içindeki aşka da yaşam verdi.
Satırlar bitip kitap kapandığında başlar gerçek yolculuk. Her son bir başlangıç olmadı mı hep?
Şimdi, o başlangıca açılım sayfaları. Tüm akışa teslim olarak…
Sirenlerin Fısıltısı kitabımın önsözünü paylaşmak istedim sizinle. Kitap hâlâ yazım sürecinde. Umarım bitirebilecek yetkinliğe ulaşabilirim.


Leave a Reply